|
DEPRESYONUN TANI VE TEDAVİSİ
Dünyada en fazla görülen sağlık sorunlarından biri olan depresyon, ilaç ve
terapi yöntemleriyle başarıyla tedavi edilebiliyor
NTV’nin Sağlık Raporu
programına konuk olan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden
Pskiyatri Uzmanı Doç. Dr.Kültegin Ögel, depresyonun tanı ve tedavisi
konusunda bilgiler verdi.
Öncelikle depresyonu tanımlayan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi’nden Pskiyatri Uzmanı Doç. Dr.Kültegin Ögel, “depresyon tıbbi
bir hastalık” diyor ve devam ediyor: “Ama gizlenen bir tıbbi bir hastalık.
Hipertansiyonu biliyoruz, tansiyon yüksek olduğu zaman komşularımıza
söylüyoruz. Ya da yakınlarımıza, sevgilerimize söylüyoruz. Ama depresyona
girdiğimiz zaman söylemekten biraz çekindiğimiz bir hastalık. Dolayısıyla
hastalığı önce kendimize itiraf etmekten hoşlanmadığımız bir hastalık.
Tansiyon olduğunu söylediğimiz hasta, çok çok üzülmüyor. Depresyon
dediğiniz zaman, yapmayın ya, bu da mı başıma geldi, tarzında bir tepki
gösteriyor. Ama bilimsel olarak, tıbbi olarak baktığınız hiç de farklı
değiller.”
Belirtiler
Belirtilerinden sözeden Doç. Dr.Kültegin Ögel, hangi belirtilerin
bu anlamda uyarıcı olduğunu açıkladı: “Geniş belirtisi var. Bir tanesi
hiçbir şeyden zevk almamaya başlamaktır. Hiçbir şeyin insanın hoşuna
gitmemeye başlaması. Bir diğeri depresif ruh hali dediğimiz, genelde
çökkün, mutsuz bir yüz ifadesinin olması. Üçüncüsü ise halsizlik,
yolsuzlukla birlikte ortaya çıkan bir enerji yokluğu. Diğer belirtiler
tabi. Uyku bozukluğu, yani, uyku artabilir veya azabilir. İştah bozukluğu,
yani iştah artabilir veya azalabilir. Konsantrasyon bozukluğu, yani
dikkati toplamakta güçlük, kendine güven azlığı, kendini suçlamaya
başlamak. Sürekli bir huzursuzluk, kişinin içinde kötü bir şey olacakmış
hissini yaşaması, depresyon belirtileri. Ama burada bir önemli faktör var,
bunun 15 günden beri sürüyor olması bizim depresyon tanısı koyabilmemiz
için. Ve 15 günün de büyük çoğunda olması gerekli. Yani, iki gün, üç gün
olduysa bu şikayetlerimiz, buna depresyon demek zor. Ama 15 boyunca hemen
hemen hergün ve gün boyunca olduysa o zaman artık bir depresyon olduğundan
kişinin şüphelenmeye başlaması gerekiyor.”
İtiraf etmekte zorluk çekilen problemler
Kişinin kendisine itiraf etmekte zorluk çektiği problemin tanısıyla
ilgili sorunları açıklayan Doç. Dr.Kültegin Ögel, “hekimlerin, kendisine
her gelen hastaya doğru tanıyı malesef koyamadığını” söylüyor. Doç.
Dr.Kültegin Ögel, konu ile ilgili olarak şunları şöylüyor: “Bizim iki yıl
önce Türkiye’de yaptığımız bir araştırma 100 depresyonludan sadece 12’sine
doğru tanı koyabiliyor hekimler. Psikiyatrist hekimlerden bahsediyorum. Bu
tabi bir çok faktöre bağlı. Bir hasta hekime bağlı... Hekim de 100 tane
hastanın içinde takip edemeyebiliyor. Veya aklına depresyon gelmiyor
hekimin de... O yüzden burada en önemli nokta şu... Hasta eğer ben
depresyon olabilir miyim diye gittiği hekimi hatırlatıyorsa, o zaman tanı
koyma oranı bir anda yüzde 100’e çıkıyor. Yani, hekimin aklına getirdiği
için, hekimin farkına vardırıldığı için. Dolayısıyla burada önemli bir
nokta hastanın kendisinin farkında olması ve kendisiyle ilgili bir şüphe
varsa bunu hekimle paylaşması çok önemli.”
depresyonla ilgili olarak “herşey insanın kendi elinde, kendi
iradenle çözebilirsin” diyenlere ise Doç. Dr.Kültegin Ögel, şunları
söylüyor: “Mesela, mide ülseri olduğumuz zaman herşey kendi elimizde
olmuyor. Hekime gitmemiz gerekiyor. Ama depresyon olunca, herşey kendi
elinizde oluyor. Ama bir noktadan sonra değil... Bu bir kişilik bozukluğu
değil. Sonuçta ruhsal bir hastalık. Nasıl ülser için bir ilaç almak
gerekiyorsa ya da bir doktora gidip danışmak gerekiyorsa, ilaç gerekip
gerekmediği konusunda. Aynı şekilde depresyona davranmamız lazım. Ülseri
ben kendi kendime geçirdim diyemez. Tansiyonu kendi kendime düşürdüm
diyemezsiniz.”
Tipleri
Doç. Dr.Kültegin Ögel, depresyon tiplerinden söz ederek, risk
grubunda yeralan kişileri açıkladı: “Bir kaç tip var, bir tanesi majör
yani ağır depresyon.. Bu çok daha az gözüken, yüzde 2 civarında gözüken
bir depresyon. Daha hafif depresyonların yaygınlığı çok daha fazla... Ama
en önemlisi o maskeli tip dediğimiz depresyon, ki genelde doğu
toplumlarında ve Türkiye’de böyle. Daha çok böyle bir depresyon görülüyor.
Yani, bunlar nasıl... Daha çok bedensel belirtilerle seyrediyor. Oram
ağrıyor, buram ağrıyor. Başım ağrıyor, sinirliyim. Ama az evvel saydığımız
gibi depresif ruh hali yok. Ya da hayattan zevk almama yok kişide. Ama
başka belirtiler çıkıyor. Ve bu belirtileri inceliyorsunuz hiçbir şey
çıkmıyor. Bedeninizde ağrılara bir neden bulunamıyor. İşte o zaman arkada
bakıyoruz ki depresyon var. İşte bu maskeli tip dediğimiz depresyon. Belki
depresyonun tehlikeli bir tipi, çünkü tanı koyamıyoruz. Halbuki tanı
koysak, tedavisi de mümkün. Ama bu hastalar, özellikle çok sık doktorlara
başvuruyorlar, çok para harcıyorlar dolayısıyla. Toplumsal maliyesi de çok
yüksek oluyor. Halbuki o dönemde maskeli tip depresyon teşhisi konulsa çok
daha rahat bir şekilde halledilebilir bu.”
Hastalığın seyri
Depresyonun nasıl seyreden bir hastalık olduğunu açıklayan Doç.
Dr.Kültegin Ögel, hastalığın şiddeti ve zaman ilişkisini açıkladı: “İlaç
tedavisine başladığımızı farzedelim. Zaten ilaç 15-20 günden önce
istemeyecek. Ama ilk başladığı zaman kendisine iyi hissetmeye başlar. Bu
tamamen psikolojik bir iyileşmedir. Aslında bunun rahatlığı şudur: bir
hastalık varmış bende, demek ki bu düzelecekmiş, düzelmeyecek bir şey
değilmiş duygusu. Bir kere o da düzelmeye yolaçıyor. 15-20 gün sonra ilaç
içilmeye başlayınca bu sefer gerçek iyiliğin farkına varıyor. Özellikle 6.
hafta civarında filan hasta tamam ben iyileşiyorum, çok iyi, herşey
düzeldi, havasına girer ve hatta öyle olur ki, tamam artık herşeyi ben
çözdüm. Depresyonu da aştım. Kötü günler geride kaldı. İlacı da
kesebilirim. Hayatımda önemli değişikliklere gidebilirim.”
“Aslında bunu şöyle düşünmek lazım” diyen Doç. Dr.Kültegin Ögel,
konu ile ilgili olarak şöyle devam etti: “Cezaevi’nde insan, iki yıl kaldı
farzedelim. İki yıl sonra dışarı çıktığında çok büyük bir mutluluk yaşar.
Ama bu mutluluk aslında hayatını düzene koymamıştır. Daha bir iş
bulamamıştır. Bu mutluluk, aslında depresyonda bu mutluluğa benziyor.
Dolayısıyla önümüzde yapacak daha çok şey var. Depresyona girmemek için
yapmamız gerekenler var. Depresyonun tekrarlamaması için ilacı daha uzun
kullanmamız gerekiyor. Depresyonu iyileştirmek için en az üç ay gerekli.
Dolayısıyla böyle bir aşırı mutluluk dönemi oluyor. Ondan sonra düşüşler
dönemi oluyor. Ve iki-üç gün süren ya da bir hafta süren, tekrar depresyon
hali yaşıyor insanlar. O zaman da bir karamsarlık ortaya çıkıyor. İşte bak
iyileşiyordum ama herşey yeniden başladı. Hiçbir şey değişmeyecek
düşünceleri başlıyor. Bu düşünceye kapıldığı zaman tekrar geri dönebiliyor,
kişi. Halbuki o dönemde biz uyarıyoruz. Bu geçici bir düşüş, arkasından
tekrar yükselmeye devam edecek. Dalgalı bir düzelmeden bahsediyorum. Düşüş
ve çıkışlarla devam eden bir durum bu.. Üçüncü ayın civarında stabil hale
gelir kişi... Düzelmeye başlar. O dönemde yalnız yine herşey bitti
düşüncesine kapılır. Halbuki herşey bitmiyor. O zaman koruyucu döneme
geçiyoruz. Yani, depresyonun tekrarlama riski çok yüksek çünkü... Bazı
depresyonlar tekrarlayıcı tip depresyonlar.. Bunlar açısından tedaviyi
biraz daha sürekli ve düzenli kullanmamız gerekiyor.”
Tedavinin aşamaları
Depresyon tedavisinin aşamalarında, belli dönemlerde pozitiflik söz
konusu. Hasta ilacın ilk etkisiyle birlikte herşey yolunda duygusu
hissebiliyor. Ve bu dönemde önemli kararlar alınabilir. Doç. Dr.Kültegin
Ögel, ilacın ilk etkisine bağlı olarak bu dönemde neler yapılmaması
gerektiğini şöyle açıkladı: “Aslında depresyonun başından sonuna bizim
hastamıza önerimiz önemli kararlar almasını ertelemesini istiyoruz, çok
çok mecbur değilse eğer. Bütün kararları ertelesin, istiyoruz. Çünkü
depresyondan çıkarken aldığı kararlar da doğru olmayabilir. Depresyon
içinde aldığı kararlar doğru olmayabilir ama doğru da olabilir. Bunu da
bilmiyoruz ama sonuçta ertelemek en iyi çözüm. Bu tür kararlar almak
yerine, kendisini değiştirme çabasına gitmesi gerekiyor. Örneğin, sürekli
kendisini eleştiriyorsa ya da kendisine hiç bakmıyor hep başkaları
ilgileniyorsa, yavaş yavaş kendisiyle ilgilenmeye başlamasını sağlamaya
çalışıyoruz. Ama bu dönemde bir anda hayatını değiştirecek radikal
kararlar alması onun iyileşmesini sağlayacak bir şey değil.”
İlaç tedavisinin tek başına yeterli olabildiğini belirten Doç.
Dr.Kültegin Ögel, ilaç tedavisi ile birlikte önerilen terapinin başarı
oranı hakkında şunları söyledi: “Ama yanına terapi eklenirse o zaman
başarı şansı neredeyse ikiye katlanıyor. Çok daha yüksek oluyor. O yüzden
terapi alamayacaksa kişi, tek başına ilaç kullanabilir. Ama terapi imkanı
varsa, o zaman ikisini birlikte kullanmasında fayda var. Özellikle
terapinin buradaki katkısı bize şu... Bir, iyileşmeyi hızlandırıyoruz.
İkincisi, depresyon tekrarlayabilen bir hastalık. Tekrarlamasını
engelleyecek başa çıkma yöntemlerini hastaya öğretebiliyoruz. Ve hasta
tekrar yine depresyonlar karşısında kendisini daha güçlü kılabiliyor.”
Panik atak
Depresyon tedavisi gören kişilerin ilaçların yan etkisi ile panik
atak yasamadıklarını belirten Doç. Dr.Kültegin Ögel, bunun muhtemelen
ilacın yan etkisinden çok rahatsızlığın bir belirtisi olduğunu
vurgulayarak konu ile ilgili şunları söyledi: “Çünkü depresyonda panik
ataklar görülme oranı yüksek, yüzde 70 civarında. Dolayısıyla ilaca bağlı
panik atak daha ziyade rahatsızlığın daha düzelmediğini bize gösterir.
İlaç kullanmaya başladığımız zaman belirtilerde biraz değişiklikler olur,
hatta alevlenebilir belirtiler. Hem hep şöyle bir örneği veriyorum.
Tencerenin dibi tuttuğu zaman ne yapacaksınız? Onu kazımanız lazım ki,
temizlensin. Kazıdığınız zaman ortalık biraz daha fazlaca kirlenir. O bir
süre sonra tamamen temizlenir. Böyle bir şey düşünebiliriz. O dönemde
panik atak artabilir, panik ataklar çıkabilir. Uyku bozukluğu artabilir.
Bu tür yan etkiler ortaya çıkabilir. Bunu hepsini ilaca bağlamak yerine,
bunun depresyonun bir devamı gibi düşünmek daha doğru. O yüzden ilaca
devam etmesinde bence daha çok yarar sağlayacağını düşünüyorum.”
Hekimlerin hastaya yaklaşımı
Depresyon tedavisinde hekimlerin hastaya nasıl bir yaklaşım
içerisinde olması gerektiğini açıklayan Doç. Dr.Kültegin Ögel, yapılan
çalışmalarda depresyonun hastaya yeterince iyi anlatılıp,
anlatılamadığının çok iyi bilinmediğini belirterek şöyle devam etti:
“Hekimlerimizin de son dönemde, son 10 yıldır yavaş yavaş depresyon
konusunda bilgilenmeye başladılar. Hastanın depresyonu bilmesi zaten
tedavinin çok önemli bir parçası. Dolayısıyla özellikle ilk başta
söylediğim gibi çok hızlandırıyor tedavi sürecimizi. O yüzden hastanın
muhakkak ve muhakkak, öncelikle ilk aşamada bilgilendirilmesi gerekiyor.
Önünde neler olacağı konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor. Neler var
bunun içinde? Örneğin ilaç kullanacaksa, ilacın en az iki üç haftadan önce
etki göstermediğini, ilacı iyileştikten sonra da en az altı ay daha
kullanmasının gerekliliği. Depresyon dönemindeyken önemli kararlar
almaması gerektiği. Depresyonun tekrarlayabilen bir rahatsızlık olduğu
gibi depresyonun önünde bir program süremiz gerekiyor. Çünkü halkımız da
bu konuda aslında bilgisiz.. Ve çok acaip bir iyileşme beklentisi var. İki
yıldır depresyonda, bir haftada iyileştirin, diyor. İki yıllık bir
rahatsızlığı bir haftada iyileştirmek mümkün değil. O yüzden bunu önceden
bilgilendirmek ve çözmek mümkün.”
Ailenin Yaklaşımı
Ailenin yaklaşımının nasıl olması gerektiği konusunda bilgiler
veren Doç. Dr.Kültegin Ögel, bu dönemde bu tip rahatsızlıkları olan
yakınlarımıza şunları önerdi: “Bunun iki ucu var. Birinci çözümü
gördüğünüz sende bir şey yok, bu senin elinde... İkinci ucu da depresyon
olmuş, ama ona iyi bakalım, hiçbir şey yaptırmayalım, hastalığı var,
düşüncesi. Bu da doğru değil. Bizim önerimiz, bunun bir hastalık olduğunu
bilip, normal yaşantıya devam etmesini sağlamak... Eğer biz onun
hastalığını çok fazla desteklersek, bir süre sonra bu hastalık iyileşmek
için de hiç çaba sarfetmemeye başlıyor. Ama neler yapabiliriz? Örneğin
üstündeki yükünün bir kısmını alabiliriz, depresyonlu kişinin. Çünkü nasıl
iki ayağı kırılmış bir kişi yürümekte zorlanacaksa, depresyonlu bir
kişinin örneğin ev işi yapmakta zorlanacağı aşikar. Ya da bazı iş
ilişkilerinde zorlanacağı aşikar. O yüzden, o dönemde yapabileceğim en iyi
şey, birazcık yükü üstünden almak. İkincisi, depresyonlu kişi sık sık
bunun depresyon olmadığını, başkalarına da bağlı olduğunu düşünmeye başlar.
Halbuki onun yerine bu şikayetlerin depresyona bağlı düşüncesini
atlatmamız gerekiyor.”
İlaç kullanım alışkanlığı
Normalde toplumu değerlendiren, hastaları değerlendiren Doç.
Dr.Kültegin Ögel, ilaç kullanım alışkanlığı hakkında şunları söyledi:
“Şimdi, uzun konulduğu için genelde hastalarımız bundan korkuyorlar. Ve
bağımlılık yapacak korkusuna kapılıyor ki, hekimler arasında bizim
yaptığımız bir araştırmada, hekimlerin büyük çoğunluğu bu ilaçların
bağımlılık yaptığını düşünüyorlar. Halbuki bağımlılık yapanlar, diğer bir
grup yatıştırıcı ve sakinleştirici dediğimiz ilaçlar. Dolayısıyla
bağımlılık korkusundan dolayı bir çok hastamız ilacı uzun süreli
kullanmaktan çekiniyor. Halbuki bunları uzun süre kullanmadığınız zaman
yararlı değil. Ama şu var, bağımlılık yapmayan ilaçlar bunlar kesinlikle...”
Beslenme etkisi
Depresyonda beslenmenin veya beslenme biçiminin etkili olduğunu
gösteren araştırmaların şu an için olmadığını belirten Doç. Dr.Kültegin
Ögel, “ama çok ciddi bir çalışma başlatılmış durumda Amerika’da” diyerek
şöyle devam ediyor:”İlk sonuçları verilmişti ama ortada çok fazla bir şey
yok. Herhalde bir- iki yıl içinde çok daha net bazı şeyler ortaya
çıkacaktır. Ama depresyonun beslenmeyi bozduğu kesin... İştah bozukluğuna
yolaçarak, kilo kaybına yolaçarak, ya da kilo alımına yolaçarak,
beslenmeyi bozduğu kesin. Ama doğrudan beslenmeyle ilişkisi hakkında çok
fazla bilgimiz var.”
Depresyon belirtilerini hissedenlere öneriler
Kişiler, depresyon belirtilerini kendilerinde hissettiğinde neler
yapmaları gerektiğini belirten Doç. Dr.Kültegin Ögel, günlük yaşamlarını
nasıl planlamaları gerektiğini şöyle açıkladı: “Bir kere depresyonunuza
sahip çıkın diyorum. Öncelikle sizde depresyon olup olmadığı konusunda bir
şekilde bilgilenin ve ona göre tedavi arayışına gerekirse girin. Bu kendi
hekiminiz olabilir, bir başka hekim olabilir. Bir yardım arayışına girmek
gerekiyor. Ama depresyonun uzun süreli bir hastalık olduğunu da bilmemiz
gerekiyor. Ve depresyonla tedavinin aslında bir tür mücadele olduğunu
bilmemiz gerekiyor. Bir anda başımız ağrıdı gibi, aspirin içip de herşeyin
düzelmesini beklemeyeceğiz. O yüzden kendimizi hazırlayarak böyle bir
tedaviye girmeye hazırlıklı olmamız gerekiyor. Spor çok önemli. Yaşamın
düzeni çok önemli depresyon tedavisinde. Spor aktiviteleri çok önemli yer
tutuyor. Ama ilk başlarda değil bunlar. Yani depresyondan çıkmaya yakın ya
da çıktıktan sonra spor aktivitesini yapmak çok önemli. Çünkü depresyon
sırasında spor aktivitesi beklemek hastadan çok doğru değil.(kaynak Ntv)
|
|
Kadınlar depresyona daha
çabuk giriyor
Doç. Dr. Çınar Yenilmez, İngiltere ve İrlanda’da 10 yıldır yapılan
araştırmalarda, kışın depresyon ile yazın maninin özellikle kadınlarda
daha sık görüldüğünün belirlendiğini söylediPsikiyatri Uzmanı Dr. Hüseyin
Ünlü, “yaz aylarında vücuttaki enerjiyi açığa vurma isteği istenmeyen
davranışlara yol açabilir” dedi.
Osmangazi Üniversitesi (OGÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çınar Yenilmez, ruhsal hastalıklar ile mevsimler
arasındaki ilişkinin bilim ve sağlık çevrelerinde sıkça araştırılan
konulardan olduğunu belirterek, insanın biyolojik ritminin başlıca
düzenleyicisi kabul edilen ve beyin tarafından salgılanan melatonin
hormonunun üretimindeki azalmaya bağlı olarak kış depresyonunun ortaya
çıktığını kaydetti.
Depresyonda, “üzüntü, keder, ümitsizlik, suçluluk, değersizlik,
çaresizlik, hüzün, huzursuzluk, takıntılı düşünceler, bellekte zayıflama,
dikkati toplamakta güçlük, intihar düşünceleri görüldüğünü ifade eden
Yenilmez, ilkbaharla birlikte pek çok kişide rastlanan manik bozuklukta (mani)
ise “büyüklük, güçlülük duygusu, coşku, enerji artışı, ani zarar verici
davranışlar, iştahta ve cinsel istekte artış, huzursuzluk, şüphecilik”
gibi belirtilerin görüldüğünü bildirdi.
Yenilmez, manik-depresif bozukluğun “iki uçlu duygudurum bozukluğu”
olarak da adlandırıldığını belirterek, şöyle konuştu: “İngiltere ve
İrlanda’da 10 yıldır yapılan araştırmalarda, kışın “depresyon” ile yazın
“mani”nin özellikle kadınlarda daha sık görüldüğü belirlendi. OGÜ Tıp
Fakültesi Psikiyatri Servisi hastaları üzerinde yaptığımız araştırmalarda
mani nöbetlerinin ilkbaharda yüzde 36.5 ve yaz aylarında yüzde 38 oranında
gerçekleştiğini tespit ettik. Kış aylarında ise bu oran yüzde 8.5’e kadar
geriliyor.”
Yenilmez, manik-depresif bozukluğun nöbetlerle seyrettiğine işaret
ederek, nöbetlerin tedaviyle birkaç haftada kontrol altına alınabildiğini
bildirdi.
Manik-Depresif Bozukluklar
OGÜ Tıp Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Çınar Yenilmez’in verdiği
bilgilere göre, nedeni kesin olarak tespit edilemeyen manik-depresif
bozukluk her yaşta görülebiliyor. Ancak, en sık 10’lu yaşların sonu ile
20’li yaşların başlarından itibaren görülmeye başlanıyor. Her 100 kişiden
birinde rastlanıyor ve hastaların yaklaşık yüzde 75’inde düşünce
bozuklukları görülüyor. Hastalar olağanüstü özellikleri olduğuna
inanabiliyorlar. Hastalar televizyon, radyo ve gazetelerden ya da
başkalarının davranışlarından kendilerine yönelik birtakım anlamlar
çıkarabiliyor. Hastalık zenginlik-fakirlik ve eğitim düzeyi ile ilgili
farklılıklara göre dengesizlik göstermiyor.
Hastalığın nedeni kesin olarak bilinmiyor. Ancak çeşitli nedenlerle
ortaya çıkabiliyor. En sık gözlenen hastalık nedenleri, “kalıtım, yakın
zamanda karşılaşılan yaşam olayları veya önemli yaşam değişiklikleri,
beynin işleyişini etkileyen ilaçlar, hastalıklar ve kişilik özellikleri”
gibi etkenler olarak göze çarpıyor. “Hamilelik, lohusalık, ciddi fiziksel
hastalıklar, sevilen birinin kaybı, ayrılıklar, ekonomik zorluklar” gibi
etkenler de hastalığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
Manik-depresif nöbetler tedavi edilebilmesine karşın
tekrarlayabilme riski yüksek. Hastalığın en geçerli tedavi yöntemleri ilaç
ve psikiyatrik yardım.
Yaz aylarında enerjiyi açığa vurma isteği
SSK Eskişehir Bölge Hastanesi Psikiyatri Servisi Uzmanı Dr. Hüseyin
Ünlü de, davranışları düzenleyen beyin fonksiyonlarında hava sıcaklıkları
ve mevsim değişikliklerine bağlı olarak çeşitli farklılaşmalar olduğunu,
kış aylarında depresyon vakalarındaki artışa bağlı olarak intihar
oranlarının diğer dönemlere göre yükseldiğini kaydetti.
Ünlü, yaz aylarında yoğun ısı ve ışık etkisiyle insanların daha
hareketli ve enerjik yapıya sahip olduğunu kaydederek, şöyle konuştu: “Yaz
aylarında vücuttaki enerjiyi açığa vurma isteği istenmeyen davranışlara
yol açabilir. İnsanın daha enerjik yapıya bürünmesi bazı kişilerde
saldırganlık olarak kendisini gösterebilir. Hava sıcaklığının yüksek
olduğu 12.00-18.00 saatleri arasında dışarı çıkmamak özellikle beyin ve
ruh sağlığı açısından son derece önemlidir.”
Ünlü, aşırı sıcaklardan kadın ve çocukların daha fazla
etkilendiğini ifade ederek, zorunlu olmadıkça gündüz saatlerinde dışarı
çıkılmaması gerektiğini kaydetti. Sahil bölgelerinde denize girmek ve
güneşlenmek için sabah 07.00- 10.00 ile akşam 18.00’den sonraki saatlerin
yoğun güneş ışınlarından korunmak açısından uygun olduğunu belirten Ünlü,
yaz aylarında açık renk kıyafetlerin tercih edilmesinin de daha sağlıklı
olacağını sözlerine ekledi.
|